Müdürümüz Münir Koçaslan “Ali Gürcistan’a gider misin?” deyince çok şaşırdım. “Ne var ki Gürcistan’da?” diye düşündüm. 3 günlük basın gezisi ve Sting konseri varmış. Hem hiç görmediğim Batum’u gezeceğim, hem de Sting konseri dinleyeceğim. Bundan iyisi "Şam’da kayısı" dedim ve hemen atladım uçağa 2 saat sonra Batum’daydım. Pasaport kontrolde görevli memure beni “Merhaba” diyerek karşıladı. Çok şaşırdım. Zira normalde yapmam ama bu sefer hiçbir bilgi sahibi olmadan bir ülkeye gidiyordum. Ve orada çok Türk olduğu için İngilizce'den çok Türkçe’yi bildiklerini bilmiyordum.




Havaalanından şehir merkezindeki otele 15 dakikada gittik. Kilometrelerce uzanan sahil şeridi Katar Şeyhi’nin bağışladığı 90 bin palmiye ağacıyla dolu ve adeta Saint Tropez’yi andırıyor. Tabii çakıllı versiyonunu...

***

Halkı son derece sıcak ve güler yüzlü. Ne kadar huzurlu oldukları yüzlerinden okunuyor. Hele ki İstanbul’un gergin ortamından çıkmış bir insansanız oradaki hava insanı rahatlatıyor bile diyebilirim.


 

Sahil şeridinin ardındaki parklar ve Roma’dakilere benzer çeşmeler Batum halkının ve güneşin altında şapkasız, kabak gibi dolaşan bendenizin durup nefes aldığı birer dinlenme cenneti.

 


Nurigeni Gölü ile çevresindeki söğütleri ve koro halinde “vıraklayan” kurbağaları da unutmamak lazım.




Batum’da gündüzleri denize girmek ve dolaşmak dışında, Dolphinarium’daki yunus gösterilerini izleyip, birçok eski kilise ve Sovyetler’den kalma müzeleri gezebilmek mümkün. Akşamları ise ev şarabı içip, güzel peynirlerini ve pidelerini tattıktan sonra Casinolarda kumar oynamak mümkün. Zira Batum için "Kafkaslar’ın Las Vegas’ı olacak" sözü boşuna söylenmemiş.





Batum’a baktığınızda, aklıma ilk gelen (her ne kadar o zamanlar küçük de olsam) Türkiye’nin 1980’lerdeki hali. Zira, SSCB’nin yıkılması ve sonrasında Rusya ile yaşanan çeşitli gerginlikler Batum’un gelişmesini engellemiş. Ancak şehir şimdilerde gerek kültürel, gerekse ekonomik olarak hızlı bir değişim yaşıyor.


***

Konuştuğum insanlar yaşlıların Rus kültürüne, gençlerinse Amerikan kültürüne sempatisinin olduğunu belirtiyor. Öyle ki, evinde doğru düzgün eşyası olmayan gençler son model cep telefonu ve arabalarla dolaşıyor. Zengin ve fakir arasındaki gelir uçurum da giderek artıyor.



Bu uçurum şehrin sokaklarından da belli oluyor. Sahil şeridi, Sheraton, Radisson Blu gibi büyük oteller ile Piazza ve Zurab Gorgilazdze gibi meydanlarda dolaşırken insan kendini bir Avrupa şehrinde gibi hissediyor. Güzel binalar, güzel kaldırımlar, güzel bahçeler vs. Aralarda Sovyetler’den kalma restore edilmiş eski lojmanlar olsa bile buralarda oturanlar daha zengin.





Ancak şehrin içlerine doğru gittikçe profil bir anda değişiyor. Asfaltsız yollar, derme çatma binalar, yoksul halk ve fakirlik göze çarpıyor. Amerika el atınca başka ne olabilir ki…




Şunu da belirtmek lazım: Batum’da inanılmayacak derecede hızlı bir yapılaşma var. Oteller, casinolar, restoranlar, lüks binalar inşa ediliyor. 10 yıl içinde şehrin çehresinin çok değişeceği kesin.


***

Son olarak “Sting ve Ayşe Özyılmazel başlıkta ne arıyor” sorunuzu da açıklığa kavuşturayım. Geziye Ayşe Özyılmazel’in de katılacağı söylenince “İlginç bir gezi olacak” diye düşünmüştüm. Ancak Özyılmazel sürpriz yaparak Ali Taran ile evlendi! Sting’i soracak olursanız da Chris Botti ile Gürcistan Devlet Filarmoni Orkestrası’nın Batum Piazza Meydanı’ndaki konserinde 5-6 parça seslendirdi. Ama ben çok uzaklardaydım, ondan dinleyemedim…