Nereden mi biliyoruz?
Tarihtennn!

Bakmayın siz her gösterilene, kanmayın siz her söylenene, hele de şu günlerde…

Bizim memlekette ağzı olan konuşur, eli kalem tutan yazar!

Oysa tarih bilinse senaryo yazacaklar tarih okusa, danışmanlar biraz daha tarih çalışsa, bugünlere gelmez, “ecdadımız” için ileri geri konuşmazdık!

Neyse!

Biz bildiğimizi yazalım da okuyup, işin aslı neymiş öğrenmek size kalsın!

Efendim malumunuz, Osmanlı Ordusu’nun bel kemiği, önceleri ocakların “en hayırlısı” sonra da “en hayırsızı” olmuş, II. Mahmut döneminde ortadan kaldırılmış, Yeniçeri Ocağı’dır!

İşte bu Yeniçeri Ocağı, 196 ortadan yani taburdan meydana gelirmiş ki her ocağın da kendine has marifetleri varmış! Yalnız cenklere gider, baş üstünde baş taş üstünde taş bırakmazlarmış! Bizim gibi mutfağa da meraklılarmış!



Her ocağın mutfağında belli günlerde yapılan bir şey meşhurmuş. Mesela falan ortanın Hıdrellez’de kuzu büryanı, filan ortanın da Muharrem ayında aşuresi yahut şu ortanın her zaman için peynirli pidesi methedilirmiş!

Reşad Ekrem Koçu’dan naklediyoruz, diyor ki Koçu, “O günlerde icap ettikçe sadrazama, vezirlere, yeniçeri ağasına (bunlar) gönderilir, karşılığında verenin, alanın şanına layık bahşiş toplanır, bu bahşişler de orta sandığının gelir kaynaklarından birini teşkil ederdi; ortanın günlük masraflarının mühim kısmı bu sandıktaki paradan ödenirdi.”

Gelelim şerbet meselesine; işte bu ortalardan biri yani 61. Cemaat Ortası’nın mutfağında her zaman için gayet nefis şerbetler yapılırmış. 61’lilerin şerbetçilikteki hüneri bir sanat sırrı halindeymiş ve Kanuni Sultan Süleyman’ın şahsıyla da daha da şan ve şöhretleri artmış!

Bir yaz günü bu ortanın bir neferi nefsi için özene bezene bir bardak şerbet yapmış, tam içeceği sırada devrin (muhteşem yüzyıl) haşmetli padişahı Sultan Süleyman atlı olarak kışlanın önünden geçmiş, geçerken de kışla kapısında selamına duran yeniçerililere hal ve hatır sorarak iltifatta bulunmuş. Bunu fırsat bilen o nefer de nefsi için hazırladığı şerbeti padişaha sunmuş!



Sultan Süleyman garip gencin hatırını hoş etmek için şerbeti içmiş ve gayetle beğenmiş, “Sarayımda böyle şerbet içmedim!” demiş, boşalan bardağı altınla doldurup sahibine iade etmiş!

Bu olaydan sonra 61. Cemaat’in şerbeti meşhur olup padişahların yolları bu kışla önüne her düştüğünde durup bir bardak şerbet içmeleri gelenek haline gelmiş!

Yani, demek ki, Muhteşem Süleyman’ın sarayında sürekli şerbet kaynatılıyordu, Sultan da sürekli şerbet içiyordu ama içtiğini beğenmiyordu!

Yani, demek ki, “Muhteşem Yüzyıl”ı seyreden de sanıyor ki, Kanuni şarap içiyor, yüzünün ekşitmesi ondan!