Biz ararız hem de her yerde her fırsatta. Yeter ki o ana kadar damağımıza değmemiş, gözlerimiz görmemiş olsun!
Sabahla öğlen arası bir saatte, İstanbul Unkapanı’na gidip, Kadınlar Pazarı’nda kahvaltı niyetine önce büryan suyuyla pişmiş ezo gelin çorba içip, üstüne de sıcak pidelere yatırılmış büryan yer, kalaylı tastan ayran kaşıklayıp, üstlerine de kaçak çay içeriz!
Diyelim ki büryanı yedik ayranı da içtik, doyduk mu? Yok nerdeee? İnsan kendini bilmez mi? Ancak, “Doymadık diye de ille iki porsiyon büryan yememin anlamı yok!” der, sonunda kendimizi zar zor da olsa ikna ederiz!
Peki tamam da daha masadan kalkmadan ağzımızdan dökülenlere ne demeli?
“Buralarda Siirt fıstığı satılıyor mu?”
“Hee az ileride…”
“İyi o zaman bize müsaade…”
Ne için müsaade istendi? Fıstık için mi? Mutlaka öyledir. Çünkü yeni tatları tatma telaşının yerini hiçbir telaş tutmaz! İyi de fıstıkçıya giderken karşı kaldırımdaki peynircide ne işimiz var?
Hayır Van yeraltı küp peynirini daha önce duymuş, Van tazeyi daha önce tatmış ya da Mardin keçi peynirini bilmiş, Gürpınar tam yağlıyı sıcak taze ekmeğe katık etmiş, Van otlunun hasretini çekmiş olsak anlayacağız bu merakı ama bunların hiç biri tat hafızamızda kayıtlı değil ki!
Dolayısıyla peynirci yaşadı!
“Yeraltından yarım kilo ver, biraz da keçiden…”
Bu arada peynirci bu pek meraklı müşterinin isteklerini hazırlarken; müşteri de tam yağlıların, otluların ya parmağıyla ya da bıçak ucuyla tadına bakmaktadır! Hatta bu kadar peynire katık edecek kahkeyi (simit) bile bulmuştur, “Bir yıl dursa bozulmaz abi! Yiyeceğin zaman ya suya ya da çaya batır ye!”
Satıcının dediklerini anlarız anlamasına da ancak deriz ki kendi kendimize “Baktık ki gün geldi canımız peynir-kahke çekti, çayı-suyu bulamadık; o zaman da çekiçle kırar yine de nefsimizi köreltiriz!”
Böyle durumlarda yani yeni bir lezzet için eğer ki bu kadar kışkırtılırsak gözümüz hiçbir şeyi görmez! Nitekim kilosu beş liradan üç tane kallavi kahke almak böyle bir eylemdir!
Buraya kadar hepsi iyi hoş da keşke sokak ortasında Gerger narıyla göz göze gelinmese. Ancak bu mümkün mü? Mayhoşunu da alsan tatlısını da alsan üç kilosu on lira olunca gel de eve kadar taşıma, kolların kopmasın!
Sonunda tabii büryancının salık verdiği fıstıkçı bulunur. Bulunur bulunmasına ama “hepsi çıtlatılmış fıstık” mı almalı yoksa “yarısı çıtlak” mı? Birinin fiyatı 20, diğerinin 18 lira!
Ha bir de bir kenarda iki çeşit karpuz çekirdeği vardır ki biri kavrulmuş biri ıslak!